Zaha Hadid ile röportaj yapmak için ne kadar uğraştıysam modern tasarımın ikonlarından Patricia Urquiola için de o kadar uğraştım. Urquiola mimarlık eğitimi almasına rağmen tasarıma yönelmiş ve şimdi harikalar yaratıyor. İkisinin de ortak noktası mimarlıklarının dışında çok çalışmaları ve sabırlı olmaları... İlham mı? O bunun üzerine ansızın geliyormuş zaten... HT Cumartesi'nden Dilek Birgen'in haberi...

Urquiola başarısını hocasına bağlıyor biraz da. Tasarım efsanesi Achille Castiglioni’den eğitim alan Urquiola’yı ikonluğa yükselten 2011’de Venedik Bienali’ndeki çalışmasıydı. Ancak pek çok ödülü de var elbette. A&W Designer of the Year ve Design Prize Cologne gibi ödüllere sahip olan Urquiola, Arçelik için de bir ankastre serisi tasarlamıştı. Arçelik, Leisure Patricia Urquiola Serisi ile uluslararası tasarım yarışması EDIDA’dan ödülle döndü.

Gelin modern tasarım dünyasının ikonlarından Urquiola’yı yakından tanıyalım.

Çocukken tasarımcı olmak gibi bir isteğiniz var mıydı?
Küçükken annemle Londra’ya giderdik ve annemin İngiliz tasarımcı David Hicks’e karşı bir tutkusu vardı. Dolayısıyla evimizde oyun odamızda turuncu renginde bir halı, beyaz möbleler ve üzerinde kocaman C harfleri olan kahverengi beyaz duvar kâğıdı vardı. Benim için bu mükemmel bir tasarımdı. Annem bana modern ve yassı çatısı olan bir bebek evi almıştı; ayrıca teyzem ressamdı ve bana yağlıboya yapmayı öğretti. Dolayısıyla yaratıcılıkla ilgili hiçbir korkum olmadı, beyaz tuvalde istediğim gibi çizer, objeleri istediğim şekilde bozup tekrar yaparak yeni, farklı şekiller yaratırdım. Bugün küçük kızım da bunu yapıyor.

Ama önce mimar olmak istediniz. Neden?
İlk önce mimar olmak istedim, çünkü çocukluğumdan beri bunu arzuluyordum. Madrid’de mimari okudum, bize verilen dersler oldukça geleneksel konulardı ve akabinde Milano’ya taşındım. Milano’da okuduğum üniversitede ders veren Achille Castiglioni, Marco Zanuso ve Tomas Maldonado gibi tanınmış ve değerli hocalarımın sayesinde ürün tasarımını keşfettim. Tasarım beni hemen cezbetti ve mimari gibi çok önemli bir yeri olduğunu anladım.

Eserlerinizde en çok hocalarınızın mı etkisi var?
Hocalarım Achille Castiglioni ve Vico Magistretti bana her bir ürünün tasarımındaki temel unsurları, unutmamam gereken değerleri öğretti. Ayrıca nasıl gerçek olandan fazla uzaklaşmadan, belirli sorumlulukları üstlenerek, entrikalardan dalaverelerden kaçınarak, düşüncelerime ve fikirlerime sahip çıkarak her zaman bunları korkusuzca söylemeyi öğrettiler. Ben de hocalarımın sözlerini dinleyen kulak arkası etmeyen bir öğrenciydim. Çok severek derslerimi dinledim çalıştım. Çok güzel ve dolu geçen bir eğitim geçmişim var diyebilirim. 

Peki ilham eserlerinizin neresinde?
Hocalarım içimdeki tasarım ve estetik duygularını ortaya çıkarmama çok yardımcı oldu, ayrıca her gün tasarımlarımda uyguladığım değerli kıymetli bilgileri onlardan aldım. Ancak ilham garip bir şekilde hiç beklemediğin anlarda insanın içine gelebiliyor, gün içinde etrafımda olup bitenler bana ilham veriyor. Gördüğünüz bir obje, bir resim, doğadan bir parça her şey o an ilham kaynağı olabiliyor.

 

Tasarımcının bir günü: Kahvaltı ve terasımda gazeteleri okuyarak güne yavaş başlarım. Sonra ofisime giderim, çantamı ve telefonumu orada burada bırakarak bir masadan diğerine, atölyelerden iş toplantılarına giderim.

‘ANTEN GİBİYİM’

İlhamda seyahatlerin payı nedir?
Bir gözlemciyim. Çevremi, çevremdeki insanları, toplumu gözlemlemek hoşuma gidiyor ve çağdaşlığın ne yöne gittiğini anlamak istiyorum. Gözlemlerimi yorumlamaya çalışıyorum. İşim sayesinde çok seyahat imkânım olduğu için şanslıyım, bu sayede hakiki bir bakış açısıyla daha farklı kültürler, çeşitlilikler görüyorum. Bana yakın insanlarla çalışarak, iletişim kurarak onların perspektiflerinden bakıyorum. Kanımca işimin en zor yönü de bu zaten. İki sene sonra çağdaş olacak verileri dönüştürerek aktaran bir anten gibiyim. Veriden kastım gözlemler, anılar, algılar...

Pek çok alanda pek çok markayla çalışan bir tasarımcı için ‘tarz’dan söz etmek çok mümkün mü?
Belirli bir tarzım yok ancak her zaman tasarımla duygularım, anılarım, hatıralarım arasında bir köprü, bir bağ yaratmaya çalışıyorum. İnsanların yaşadıkları alanla ilişki kurmalarını sağlamayı, onlara esneklik kazandırmayı; ahşap, taş ve cam gibi kaliteli malzemeler kullanmayı; eşyaları, tasarımları son derece net ve basit, karışık olmayan bir tarzla yapmayı seviyorum.

Tasarımlarınızda sizce en güçlü yönleriniz nedir ve bunlar birbirlerini nasıl tamamlıyorlar veya birbirleriyle ne şekilde tezat oluşturuyorlar?
Anılar ve tecrübe merakla oluşuyor. Birbirinden çok uzak gibi görünen birçok parça, sanki kısa devre serileriyle destekleniyor ve olaylar arasında bağlantı kuruluyor. Endüstriyel bir tasarım üzerinde çalışıyorsanız, birçok hesaplamalar yapmak zorundasınız ama aynı zamanda ezberi bozmanız gerekir. Sezgilerinizi, algılarınızı duygularınız yönetmeli. Ancak en önemli faktör bu değil, aksi halde yarattığınız eserler bir sanatçınınkine benzer. Özetle, tasarımlarınızda ölçülü bir karışım yapacaksınız. Bir yemek tarifi gibi şartlara uyumlu olmalı ancak eşi olmayan bir formülünüz olmalı.

‘BÜROMU 40 YAŞINDA AÇTIM’

Senelerce en iyi tasarımcılarla çalıştıktan sonra kendi başınıza çalışmaya nasıl başladınız?
İlk büromu neredeyse 40 yaşıma geldiğimde açtım, beni Piero Lissoni cesaretlendirdi. Sanki kendi stilimi ifade edecek düzeye ve olgunluğa erişmiştim. Bana “Şayet senin bir düşüncen, bir fikrin varsa bunu deneyimlemek, gerçekleştirmek için çaba göstermen gerek” dedi. Bugün veriyi alan ve iki sene sonra çağdaş olacak bu veriyi dönüştürerek aktaran bir anten gibi oluyorsunuz.

İlk tasarımınız ne idi?
Moroso için 1998 senesinde tasarladığım bir divan.

Arçelik markasına tasarladığınız ankastre Leisure Patricia Urquiola Serisi ile EDIDA’da ödüle layık görüldünüz...
Çok severek çalıştığım bir projedir. Ne mutlu beğenildiyse...

Yaratıcı fikirlerinizi, düşüncelerinizi besleyen unsur nedir?
Yaratıcılığımı tutkularım ve güzel sanatlar besler: Tiyatro, moda, sanat ve seyahat etmek.

Sanal tasarım yöntemleri ve kaynakları günümüzde yapılan tasarımları ne şekilde etkiledi?
Bizim yaptığımız iş uzun ve süreklilik gerektiren, devamlı gelişen bir iştir. Azim, sebat, kararlılık, saplantı ve inat olmadan heveslerinize, başarma tutkunuza ulaşamazsınız, herhangi bir yenilik yaratamazsınız.

Aldığınız en iyi nasihat nedir?
Achille Castiglioni bana her objede bulunan temel unsuru belirlememi öğretti. Bunun anlamı bu husustan asla gözünü kaçırma, duruşunu bozma, rotayı şaşırma ve projeye sadık kal. Çünkü bazen insan ister istemez taviz veriyor ve başlangıçtaki gözlemini kaçırıyor, onu takip edemiyor.